İran’ın Önündeki Stratejiler
İran, isteyerek savaşı seçti. En güçlü siyasi ve dini liderini kaybetti. Siyasi ve askeri liderlikte bulunan "hard-core"un (kemik kadronun) birçok üst düzey üyesini kaybetti. İletişim ve haberleşme ağlarını kaybetti. Devrim Muhafızları’nın (Sepah) tüm karargâhları ve mühimmat kaynakları darmadağın oldu. Bakanlıkların birçoğu işlevini yitirdi.
Orta ve üst rütbeli makam sahipleri; İran’dan Irak, Ermenistan, Gürcistan, Türkiye, Azerbaycan, Afganistan, Pakistan ve Tacikistan’a kaçıyorlar. İran’da kalan memurların ve devlet işçilerinin aydınlık bir gelecek için hiçbir umutları yok. Kaçmaya fırsat ve imkân bulamayanlar ise, kırk sekiz yıl esaret altında kalan insanların intikam hırsına kurban gidecekler. Kanları dökülecek.
İdareler, bankalar, hazineler, müzeler, İslami cemiyetler, şirketler, devlet işçilerinin evleri ve varlıkları, müesseseler, vakıflar vb. talan edilecek. İran’ın tüm komşularına füze fırlatması ise, İran’ın son çırpınışları ve ayakta kalmak için son direnişidir.
Bu olayların ardından İran’ın stratejik seçim dairesi, öncekine göre daha çok daralmıştır:
A - Mutlak Teslimiyet:
Devrim Muhafızları (Sepah) feshedilir; isteyenler veya sağ kalanlar belki orduda (Erteş) işlerine devam ederler. Reformcularla birlikte, Fars Yahudiliğinden dönüp Müslüman görünen siyasetçilerden bir grup; Amerika ve İsrail’in tüm şartlarını kabul edip İran’daki siyasi ve hukuksal hakimiyetlerini, hatta üstünlükleri ile güçlerini korurlar.
B - Teslimiyet ve Silahsız/Ordusuz İran:
İran; Türk Orta Doğusu ile Arap Orta Doğusu’nun en büyük, en güçlü ve en nüfuslu ülkesidir. İran, geçen yüzyılda tüm Orta Doğu’da korku yaratmış; tüm yakın ve uzak komşularını tehdit etmiştir. Bölgeyi silahlanmaya zorlamış, silahlanmayı bir yarışa çevirmiş, tüm ülkelerin iç işlerine ve siyasetlerine müdahale ederek onların birliğini, istikrarını, siyasi ve ekonomik kalkınmalarını baltalamıştır.
Şimdi İran tarihinin en zayıf noktasına gelmişken ve Arap Orta Doğusu’nun önemli merkezlerini darmadağın ettikten sonra, Arap ve Türk devletlerinin de İran üzerinde elbette şartları olacaktır. Bu iki önemli gücün istekleri, Amerika ve İsrail’in gözünden kaçamaz. Bölgenin silahlardan arınması, barış ve kalkınma için İran’ın ordusuz ve silahsız olması, Japonya ve Almanya tecrübesine yakın bir stratejidir.
C - İşgal Edilmiş İran ve Kukla Rejim:
Eğer savaşın kazananı ve güçlü tarafı, reformcular veya Yahudi kökenli Müslümanlarla çalışmak istemezse; Pehlevi, Mücahitler veya onlara benzer şekilde tam teslim olmuş birini iş başına getirip tüm isteklerini onun eliyle yasallaştırarak yürürlüğe koyar.
Yukarıdaki her üç senaryoda da İranlı tarafın hiçbir alanda gerçek ve yönlendirici bir gücü olmaz ama en azından İran’ı bütün ve federal bir şekilde koruyabilirler. Bu da Pan-Farsistlerin ve Pan-İranistlerin en önemli kazancı olabilir; tarihsel kazanımlarını sürdürebilirler.
Ç - Bölünmüş/Küçük İran ve Bağımsız Devletler:
Bir yandan Batı yanlısı reformcular ile Yahudi kökenliler tam teslim olmazlarsa ya da her ne sebeple olursa olsun "savunma ordusu" adı altında silahlı bir güce sahip olmak isterlerse; diğer yandan Türk Orta Doğusu ile Arap Orta Doğusu’nun bir isteği İsrail ile örtüşürse:
Bu üçgenin en önemli isteği, İran’ın parçalanması ve uzun vadede Orta Doğu milletlerinin İran tehdidinden tamamen kurtulması olacaktır. Bu stratejide İran en azından dört bağımsız bölgeye (Türk bağımsız bölge birlikleri, Arap bağımsız bölgesi, Kürt bağımsız bölgesi, Fars bağımsız bölgesi) bölünmelidir. Bu senaryonun ikinci varyantında, İran’dan daha fazla bağımsız devlet de ortaya çıkabilir.
Bu stratejiye karşı sadece Türkiye ve düşük bir ihtimalle Irak muhalefet edebilir. Çünkü şu an Türkiye, Kürt adıyla bağımsız bir devleti kabul etmiyor. Eğer kabul ederse, Türkiye’deki Kürtlerin de bağımsızlık hakkını kabul etmiş sayılır.
Türkiye ancak şöyle razı edilebilir: İran ve Irak olarak adlandırılan yerlerin bir bölümünde Kürdistan adlı bir devlet kurulsun. Eğer Kürtler isterlerse Suriye, Türkiye ve Irak’tan oraya göç edip orada Kürdistan vatandaşı olarak yaşasınlar. Bu Kürtleri de razı eder. Türkiye’ye de Nahçıvan örneğindeki gibi Kürdistan üzerinde bir hami/koruyucu payı verilebilir. Belki bu yöntem Türkiye’yi razı eder ama Azerbaycan Türklerinin bugünü ve geleceği için hem fiili (bilfiil) hem de potansiyel (bilkuvve) bir tehlike yaratır. Çünkü Türkiye ve Suriye Kürtlerinin yerleşmesi için daha büyük ve geniş topraklar lazımdır; bu da mevcut ve gelecek savaşların kanlı tohumlarını ekmek demektir.
X - Konfederal İran:
Her hâlükârda Amerika, İran’ı federal bir sisteme sokmak istiyor; böylece hem İran’ın mevcut sınırlarını koruyarak Pan-İranistleri razı etsin hem de Azerbaycan Türklerini, Kaşkay Türklerini, Türkmen Sahra Türklerini, Arapları, Beluçları, Kürtleri, Lor-Bahtiyarileri ve Gilak-Mazanileri memnun etsin.
Ancak savaşın sonunda İran zayıflarken ve bu milletler bağımsız devletlerini kurmayı arzularken (hatta buna kalkışırken) Amerika zorlu bir çelişki yaşayacaktır. Bu milletler, Farslarla beraber yapay bir "devlet-millet" yapısı içinde olmayı istemezler; yüz yıldır bu acı tecrübeyi yaşadılar.
O zaman bu çelişkiyi çözmek ve bölgesel savaşların önüne geçmek için bir yol daha var: Dil çoğunluğunun bir millete ait olduğu tüm eyaletler birleşerek bağımsız bir memleket olup bağımsız devlet kursunlar; ancak isteyerek diğer bağımsız milletlerle siyasi ve hukuksal bir birlik yaratsınlar. Bu birlikte, devletlerin büyüklüğüne bakılmaksızın eşit haklara sahip temsilciler olur ve ortak çıkarlar için karar verirler.
Bu strateji ile "İran" adlı varlık ortadan kalkar, Pan-İranizm ve Pan-Farsizm tarihe gömülür, milletler ise tarihi ve siyasi isteklerini elde ederler. Bu birlik sayesinde mevcut küçük toprak ve nüfus meseleleri silahlı çatışmaya dönmez; iş birliği içinde zamanla çözüme kavuşturulur.
İnsafali Hedayat
02 Mart 2026

No comments:
Post a Comment