Friday, January 16, 2026

Pan-İranistler “Yokluk” Ekiyor

 

Pan-İranistler “Yokluk” Ekiyor

Sessizlik ve suskunluk; hiçlik, yokluk ve olmama hâlidir.
Sanki hiçbir zaman var olmamış gibi.

Bugünlerde İran’da internet ve telefon hatları kesilmişken, ne kadar çabalasak da oradan haber alamıyoruz. Karşı karşıya kaldığımız şey, yalnızca teknik bir kopuş değil; doğrudan doğruya yoklukla yüzleşmektir.

Sanki “vatan” ve “millet” diye bir şey varmış. Oysa var olan, benim ve bizim zihnimizde kurduğumuz bir tasavvurdan ibaretti. Belki de hiçbir zaman gerçek anlamda var olmadı.
Vatan ve millet; yalnızca aklımda, kalbimde, Türkçe dilimde ve duygularla yüklü sözlerimde mevcuttu. Zihnin, kalbin ve dilin dışında; gerçek dünyada, somut bir varlık olarak yoktu.

İletişimin kesildiği bu noktada anlıyoruz ki;
sessizlik, suskunluk ve duyulamamak, yokluk demektir.

Bugünün koşulları açıkça göstermektedir:
Zorbalıkla dayatılan bu mühendislik ürünü yokluk, bireysel olduğu kadar toplumsal, ulusal ve hatta coğrafi olabilir.

Buna karşılık; bireyin, toplumun ve milletin ses çıkarması, bağırması, haykırması, itiraz etmesi ve isyan etmesi;
yaşam, varlık, mevcudiyet ve hayatın akışı demektir.

Bir bireyin, bir toplumun ya da bir milletin suskunluğu ise;
onların ölümü, yokluğu ve hiçliğidir.

Ben (Ensafali Hedayat), bu gerçeğe düşünsel ve teorik düzeyde yıllar önce ulaşmıştım. Yazmış, tartışmış ve Günaz TV’de programlar yapmıştım.
Fakat bu hakikati yaşayarak deneyimlememiştim.

Bugün ise pan-İranist paralı güçlerin, düşman tarafından kurgulanmış yapay bir ülke olan “İran” coğrafyasında, milletler hapishanesinde insanları sokaklarda katlettiği günleri yaşıyoruz.
Katledilenlerin ne görüntüsü ne de sesi dışarıya ulaşıyor.
Sesleri duyulmuyor.
Feryatlarına layık bir karşılık veremiyoruz.

“Yaşamak istiyoruz”,
“Hayatı seviyoruz”,
“Ölmek istemiyoruz”,
“Özgürlüğe ihtiyacımız var”,
“İnsanca yaşayacak bir işe ve gelire ihtiyacımız var”
diye haykıran sesler, işgal altındaki vatandan dışarıya ulaşmıyor.

Sadece onların sesi bize gelmiyor; bizim sesimizin de onlara ulaşmasına izin verilmiyor.
Bu dünyanın o dünyayla olan tüm iletişim yolları, bilinçli ve planlı biçimde kapatılmış durumda.

Bu, öyle bir mühendisliktir ki; bu sayede istedikleri kadar insan öldürebilir, istedikleri kadar katliam yapabilirler.
Kimse bu planlı felaketin derinliğini ve kapsamını fark etmez, fark edemez.

Sanki orası hiç yokmuş gibi.
Sanki orada katliam yaşanmıyormuş gibi.
Sanki insan öldürme makinesinin hizmetindeki mühendisler, o coğrafyayı milletlerin toplu mezarlığına dönüştürmemiş gibi.

Ne onların sesi bize gelir ne de bizim sesimiz onlara ulaşır.
İşte bu, yokluk, hiçlik ve ölümün ta kendisidir.

Çünkü yoklukla insani ve duygusal bir bağ kurulamaz.
İnsan yaşamadan, deneyimlemeden yokluğu hissedemez.
Hem varlığı hem yokluğu deneyimlemeden, hiçlik derinlemesine kavranamaz.

Bugünlerde bu düşünsel teori, doğrudan yaşanarak deneyimlenmektedir.
Rejim; interneti, telefonları ve elektriği kestiğinde, sanki herkes vatanla birlikte ölmüş gibidir.
Sanki vatanla birlikte topluca katledilmişlerdir.
Sanki herkes, vatanla birlikte işgalcinin esiri olmuştur.

Sanki bir veba ya da taun; dostları, akrabaları, toplumu ve hatta vatanı, ölümün karanlık kara deliğine sürüklemiş ve “yokluk ülkesine” göndermiştir.
Yazarsın, ararsın, bağırırsın; ama katliamın, korkunun, kanın ve gözyaşının ötesinde kimse sesini duymaz.

Sonunda şu gerçeğe varırız:
Bir vatanın, bir milletin, bir toplumun ve bireylerin gerçek varlığı, ancak sesleri duyulduğu sürece mümkündür.

Eğer bir milletin ya da bir toplumun sesi olması gerekirken bu ses başkalarına ulaşmıyorsa; başkaları onların varlığından haberdar değilse, o millet ve o toplum gerçekte yoktur.

İşgalin, savaşın ve siyasal kuşatmanın hüküm sürdüğü anlarda bu hakikat daha da görünür hâle gelir.
İşgal altındaki bir vatanın ve baskı altındaki insanların sesi mutlaka duyulmalıdır.

Silah zoruyla, toplu katliamlarla, mahkemelerle, hapishanelerle, idamlarla, işkencelerle, tecavüzlerle, mal müsadereleriyle ve sözde “yasal” cezalarla; toplumlar sessizliğe, karanlığa ve teslimiyete zorlanmaktadır.

İktidarın azınlık çıkarlarını çoğunluğa dayattığı her yerde, çoğunluğun sesi kesilir:
Ya teslim olunur ya da yok edilir.


Ensafali Hedayat
16 Ocak 2026

No comments:

Post a Comment

بئیین موهندیسلیگینه قارشی تورکجه اسکی کیتابلار 292

  بئیین موهندیسلیگینه قارشی تورکجه اسکی کیتابلار 292 https://youtube.com/live/3iyA9DZwBYs